| |
Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor, Her dakika insanlardan uzaklaşıyor. Zaman zaman mağlûp olsam bile etime, İnsan olmak dokunuyor haysiyetime. Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum, İşte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum! Sabahattin Ali
Ama dem bu dem, halim melankoli ile bunalım arasında yalpalamakta. Bir yerde duymuştum deliliğin tarifini. Şöyle bir şeydi; "Her seferinde farklı bir sonuç bekleyerek aynı şeyi yapmaya devam etmek." Yani bu kadar olur. Tam beni tarif ediyor diyeceğim neredeyse. Hayatta hep farklı sonuçlar bekleyerek aynı şeyleri yapıyorum. Mesela hep veriyorum. Ya delilik dediğime bakmayın bazı yakın dostlar daha ağır sıfatlar kullanıyorlar benim için. Gerçi onlarda umudunu kesti, iflah olmazmışım ben. Biraz kumar tutkusumu vardır içimde nedir? Hep diyorum bak bu sefer olmayacak, bu sefer kazanacağım, bu arkadaş benden aldığını geri getirecek. Vermek deyince sadece para pul yada maddi şeyler sanmayın. Bu bazen vefa, bazen bir selam, bazen bir gülücük, bazen bir aşk, ve daha neler neler olabiliyor. Ben durmadan veriyorum, dostlara, dost olmayanlara, çocuklarıma, aileme, tanıdıklarıma ve tanımadıklarıma. Hani geçen yazımda dedim ya sıradanlığın muhteşemliği diye. İşte birazda vermenin bana verdiği yorgunluktan kaçma çabası idi galiba bu durum. Yoruldum anlayacağınız. Sabahattin Ali okumayı artırmam, insanlardan kaçmaya başlamam, rüzgârla hemhal olma çabam, melankoli ile bunalım arasında gidip gelmem sizce de bu yüzden olamazmı? Ama biliyorsunuz ki; her seferinde farklı sonuç bekleyerek aynı şeyleri yapmayı seviyorum ben. Hani bir gün ansızın farklı bir sonuç elde etsem tüm yorgunluğum geçiverecek. Biri çıkıp gelse; "Evettttt, işte kamera şakamızın sonu geldiiii. Sizi bu yarışmanın birincisi seçiyoruz." Filan dese inanın şaşırmayacağım. Ödülümü alıp sessizce sıradanlığıma devam edeceğim. Etrafımda bana benzeyen ne çok insan olduğunu görüyorum. Vermeye kurgulanmış, bir türlü almayı beceremeyen durmadan aynı hareketleri yapan insanlar. Fedakar anneler, yaşamayı unutmuş babalar, kavuşmayı becerememiş aşıklar, iflastan iflasa sürüklenmiş müteşebbisler ve daha neler ve daha neler. Evet, kimdi o biri demişti hani; "Bunada nasip diyelim." diye. Evet, nasip kısmet demek ki bu durum. Kısmetimizde bu varmış deyip kaderimize razı olmalıyız diyebilirsiniz. Ama ben razı olmak istemiyorum. Ömrümün kalan kısmında hayattan almak istediklerim var. Bana borcu çok birikti, hemde bayağı bir gecikti ödemekte. Artık vaktidir demek gerek. Kabuğu kırıp kanatları açmak ve uçmak... Nereye olduğu bilinmese de olur. Artık aynı sebep-sonuç kısır döngüsünden kurtulmak gerek. Kiraz mevsimi gelmeli bu kışların. Adını ne koyarsanız koyun, dava, ülkü, ideal, amaç, neşe, vuslat, kam, varlık, varlıkta yokluk, yoklukta varlık, sağlık listeyi uzatın uzatabildiğiniz kadar. Ama almayı öğrenmeliyiz. Sonucu farklı beklemeyi bırakıp eylemi farklılaştırmalıyız. Hem bellimi olur sonuçta değişiverir belki. Bu tekdüze, bu bizden sürekli alan hayatın, bu yaşamanın anlamını yitirmemize neden olan çivisi çıkmış dünyanın üstüne bir örtü çekmeliyiz. Ne diyor Kitap; "Biz yeryüzünü geniş kıldık ki; mutlu olmadığınızda başka yerlere gidebilesiniz." Başka yerler coğrafi yerler olmasa da olur. Bu içimizde bir yer belki de. Gönlümüzün keşfedilmedik ne ücra köşeleri var kim bilir? Haydi, bir silkelenelim Mevla görelim neyler. Neylerse güzel eyler. Daha önce ısrarla vermek gerek paylaşmak gerek diye yazdıklarımı unutmuş değilim. Ama kendimizde almayı, kendimizede vermeyi unutmak olmaz. Başkalarının olduğu kadar kendimizde bunu hak ediyoruz. Bir insanı mutlu etmek iyi bir şey, iyi bir şey yapalım, kendimizi mutlu edelim. Bir başkasına nazaran bizde bir başkasıyız. Ve bir başkası kadar mutlu olmayı hak ediyoruz. Aynı şeyleri yapmadığımız nice güzel günler hepimizin olsun. Sağlıcakla kalın esen kalın. Geçen yazımda yazdıklarımdan sonra bir dost bir şiir önerdi daha önce okumamıştım, okudum bayıldım. Bu yazının okuma tavsiyesi bu olsun. "Basit Yaşamak... Yalçın Elgir", netten bulabilirsiniz. 06 10 2007/ İzmir
|